ANASAYFA   HABER ARŞİVİ   ÖZEL HABER   GÜNCEL   YEREL YÖNETİMLER   POLİTİK PORTRELER   KÜLTÜR SANAT   EKONOMİ   VİDEO HABER
 
 
HACI ÖZKAN: KİMSENİN İNANMADIĞI KENDİNE İNANAN ADAM | AJANS POLİTİK
 
HACI ÖZKAN: KİMSENİN İNANMADIĞI KENDİNE İNANAN ADAM

...

Şimdilerde başarı hikayeleri anlattırıyorlar. Dün en hafifinden rakibi olan, arkasından konuşan, bundan hiçbir şey olmaz diyenler, bugün konferans vermesi için randevu alma kuyruğuna girmiş durumdalar. Eh, olacak o kadar; ikiyüzlülük bazı insanların geninde var …

Kimler geldi kimler geçti. O, hancı, gelen geçenler yolcu idi. Bu kent ve ülke ne acılar, ne yalancılar gördü. Bir yere, bir mevkiye ulaşabilmek için türlü çeşitli taklalar atanları mı, el etek öpüp yalakalıkta Nobel alanları mı, demeli, dememeli ?!

O, gülüp geçti böylelerine. Ama kendini,  hem sakladı hem de sakındı bu tür ilişkilerden, kişiliksiz kişilerden. Bunu yaparken de inzivaya, bir köşeye çekilip anını zamanını beklemedi. Tam tersi her an, her koşulda halkın içinde, acısında ve sevincinde yer aldı.

Ona inanmayan güruh onun bu çabasına, “ enayi, her an her yerde, ne olacaksa, siyaset böyle mi yapılır, bir yere gelmek için halkın içinde olmak değil, dışında olmak gerekir “ diye, dalgasını geçiyordu. Oysa bilmiyorlardı ki, O, bunu bir yere gelmek, bir şey olmak için değil, yalnızca kalmak için yapıyordu!.. Mersin’in İçinden çıktığı yoksul mahallelerinden, çaresiz insanlarından, yetim ya da öksüz büyümüş duygudaşlarından,  kısacası halkın yüreğinde tuttuğu nadide yere layık olmak, orada şerefiyle kalıp, tutunmak için yapıyordu …

“ Bu kent, bana, aileme, eşime, çocuklarıma çok şey verdi; hayatım burada geçti, borcum var bu halka   … Ekmeğini yediğim, kaderini paylaştığım kente, insana, ülkeme ihanet olur mu “, diyordu …

… Birçok seçim atlattı. Kah aday, kah aday adayı … Her seçim sonrası, kaybettiğinde ağzından bir tek suçlama, sitem sözü duyulmadı; “ demek ki az çalışmış, insanlara kendimi tam anlatamamışım “ diye, yenilgiyi tek başına ve yakınmasız omuzladı … Seçimlerin bitip, kazananın dama çıkıp merdiveni ardından çektiği, kaybedenin bir dahaki seçime kadar “işine gücüne “ daldığı zamanlarda, O, ilk olarak cebindeki son parasıyla bilbordlara çıkıp, halka teşekkür etti … Kaldığı ve geldiği yerden, hem yaşamaya hem de çalışmaya başladı; onun için ikisi de aynı idi, yani yaşadığı, çalıştığı, çalıştığı yaşadığı idi … O nedenle kazanmış, kaybetmiş hiç değişmedi. Bunu bilen halk da onun bu çelebiliğine atfen; halkın ta kendisi, diyerek, O’na gönül indirdi …

7 Haziran’da aday adayı idi, ilk 11’de olamadı. Bir şey değişmedi; yaşadı, çalıştı… İkisi aynı şeydi. Kimseyi satmadı, kin gütmedi. Hakkının yenildiği, kendisine ihanet edildiği kulaklarına fısıldandığında, buruk bir gülümsemeyle geçiştirdi. Söylenenlere değil, söyleyenlere şaşırarak …

Aptal değil akıllıydı, ama aklını dünyevi başarılar için kirletmeyi fena halde aptallık ve zul diye nitelerdi. Dışarıdan bakan ona, çabasına aptallık olarak bakar ve,  “ yazık hiçbir zaman, hiçbir yere gelemeyecek ama nedense hiç durmadan, sapmadan, satmadan nasıl ve niçin çabalıyor … “ diye dalgalı sözler yapardı … Onlara göre halkın içinden çıkmamak, kendini adamak, aptallıktı…

Mersin’de oda başkanlığı , spor adamlığı, sivil toplumculuk yaptığı her yerde, hırsı ve hırsızlığı ile değil; efendiliği, sadeliği, akçeli işlere karşı kutsal mesafeliliği ile saygı duyuluyordu …

1 Kasım  2015 Milletvekilliği seçimleri 7 Haziran’ın birkaç ay sonrasıydı.  Dün ilk 11’e giremeyen, 1 Kasım’da ilk 4’e yerleştirildi. Yerleştirildi sözünü bilerek yazdım. O istemedi, yalvarmadı, el etek öpmedi, onun bunun adamı olmadı !.. O sadece, “ durarak, kalarak, milim sapmayarak “ buraya yerleştirildi. Durmak, kalmak, sapmamak; halkın, yurttaşın kalbindeki, zihnindeki ulaştığı değerdi … Bozmadı kendini, bozmak kirlenmekti …

Adaylar belirlenirken türlü çeşitli yoklamalar, soruşturmalar, anketler yapılıyor. Ak Parti kurulduğundan beri ilk kez bu denli zor bir seçime girecekti. İşte bu zorlu ve ağır seçimin 4. Sıra adayı olarak genel merkezce O belirlendi. Allah’ın hakkı 3, Mersin’de 4, epeyi güçtü!.. O’na sorulduğunda olacağına inanıyorum, doğru yerde, doğru sıradayım, eğer olmazsa demek ki ben daha tam olmamış, halkın zihninde ve yüreğinde yer tutmamışım, diyecekti … O’nun başarı ölçütü, yalnızca Hakkın ve halkın takdiriydi.

Zaten Ak Parti’de listeler son dakikada, son şeklini kazanırken “en tepedeki isim “ son sözünü şöyle söyledi; 1. Sıra sayın Elvan, tamam, 2, 3 tamam, Hacı da kendi  çıksın, hayırlısıylan!..

… Yani aslında en alttakinden en tepedekine kadar O’nun aday yapılacağına, seçimi kazanacağına, başarısını taçlandıracağına hiçbir zaman tam “ kani “ olunmadı. O’na kimse tam olarak inanmadı. Çünkü, neredeyse hiç kimse O’nu anlamaya zaman ayırmadı. O’nun saflığını, aptallık ve işe yaramaz buldu. O, yolunu kendi inancının aydınlığında, bir başına, yalnızca Allah’la kul arasında kurulabilecek bir ilahi iletişimle buldu ..! Çünkü O’nun kişisel tarihi, kişisel servetinin de, dünyevi zenginliğin de çok üstünde ve dışındaydı. İradesi, Ruhunun yırtılmaz ve başka bir elbiseye biçilmez saf kumaşındandı …

… Ama işte, filmlerde de vardır … Birgün bir mucize olur, Birine bir şey olur ve “ rol, “ kıyıya, köşeye itilmiş, dibine ışık vermeyen mum misali görülmeyen ve ama aslında fırsat verildiğinde işini bihakkın yapacak o kişiye verilir. Bir çok kişi, birçok keşif böyle bilinir …

 

… Yola çıktığında “ siyasal “ yalnızdı. Şimdi O’na konferanslar verdiriliyor. Yanlış anlaşılmasın, O, dün de bugün de, O’ydu … Değişen O’nu dün başka bugün başka “ algılayanlar / oynayanlar “ dı … O’nu tantunici ( çırağı ) diye küçümseyenler bugünlerde Milletvekili olarak TBMM’deki komisyonlarda, halkın ve meslek insanlarının sorunları adına nasıl çalıştığını, çözümler ürettiğini “ üzüntüyle “ izliyor …

Brech’tin bir sözü var, pek severim;  en büyük sanat, yaşama sanatıdır, diye. O, büyük bir sanatçıdır. Çocukluğunun ilk yıllarında, babasını kaybettiği, kentini kaybettiği ve kendini bulduğu bir güzel yaşam sanatçısı … Kendini yonta yonta en büyük eserini oluşturan ve yontulmamış bir siyasal dünyanın efendiliğine alnının akıyla hak kazanan bir sanatçı …

Bu yazıyı, kendine inanan Adam için edebi bir zorunluluk olarak yazdım. Yazmasam olmazdı. Siyasetini, partisini, pırtısını değil; kalbinin kıpırtısını duymaya çalışarak.

Gençlere, çocuklara, yaşlılara, insan olan ve insan kalarak yaşamaya, dik durmaya, sanatını icra etmeye çabalayan milyonlarca insana, halka asla yanlış yapmayacağına inandığım bu insan; Hacı Özkan …

Konferanslarda Başarı hikayenizi anlatırken, o güzel gençlerin, çocukların gözlerinin ta içine baktığınız gibi, bir de sizi davet eden, dün sizi küçümseyen, iftira ve dedikodu üreten, insanların da bir yüzüne bakın lütfen …

Gençlerde aydınlık geleceği ve saf gerçeği, yüzsüzlerde ise sıyrılmış ve sırıtmış yüzsüzlüğü göreceksiniz … Ve biliyorum ki, yine o çelebi tavrınızla gülümseyip geçeceksiniz …

Yolunuz açık olsun, Kendine İnanan Adam …

 

 

 

 






 
 
 

 

 
ANASAYFA    |    İLETİŞİM    |    KÜNYE   |    SIK KULLANILANLARA EKLE    |    GİZLİLİK İLKELERİ

Siteden yararlanırken gizlilik ilkelerini okumanızı tavsiye ederiz..!
ajanspolitik.com © Copyright 2013-2017 Tüm hakları saklıdır..! İzinsiz ve kaynak gösterilemeden yayınlanamaz, kullanılamaz..!

URA MEDYA